Öykü

Sahipsiz Günlük

15 KASIM 2017, REUTER HABER AJANSI

Avusturalya’nın güney doğu ucundaki Tazmanya Adası’nda, sayıları her geçen gün azalan Tazmanya canavarlarının ülkesinde, karanlık ormanın derinliklerinde bir günlük bulundu. İçinde sahibinden parmak izi dahil hiçbir iz bulunmayan tek kişilik çadırın yanında bir kalem, matara, birkaç parça kamp eşyasıyla birlikte duruyordu. Çevrede yapılan tüm aralamalara rağmen sahibi bulunamadı. Günlüğün dilinin anlaşılmasıysa günler aldı. Günlük, Türkçe yazılmıştı.

21 EYLÜL 2017

İçimde pis bir şey büyüyor. Kurtulamıyorum ondan. Hiçbir şey fayda etmedi. Babamın bana bıraktığı sonu gelmeyen servet dışındaki ikinci şey. Beni tüketiyor. İçimi kemiriyor. İlk ameliyat öncesi doktorum karşıma geçmiş sanki amfide öğrencilerine ders verir gibi gerile gerile “O belki sonraları yine bir yerlerden hortlak gibi ortaya çıkacak ama biz her çıktığında kafasına vuracağız, onu yeneceğiz” demişti. Benim bedenim üzerinden bir savaş haritası çıkartır gibiydi. Ama vurdukça yeniden çıktı. Artık teslim oldum. Kabul ediyorum. Bu savaşta bedenimde hastalığın yanında. Sürekli üretiyor ve besliyor. Yaşam için kötü bir tür olduğumu düşünüyorum.

3 EKİM  2017

Artık çare yok. Teslim oluyorum. Madem son günlerim yaklaşıyor o halde en çok yapmak istediklerimi yapma konusunda kendimi özgür bırakıyorum. En çılgınca olanlarını bile. Mesela uzak bir kıtaya yolculuk. Doktora söylesem “yok aman, sakın yormayın kendinizi, tedavi devam ediyor…” diyecek. Parayı ölüme harcayacağıma istediğim gibi ölmek için harcamak istiyorum. Hindistan, Afrika, Avusturalya… Neresi kalmıştı gidilmedik? Avusturalya. Hazır şimdi oralar yaza dönüyorken hem de. Biraz araştırınca oranın kanserli türler için en iyi yer olduğunu da keşfettim. Tazmanya canavarları. Tıpkı benim gibi yıllardır tedavisi olmayan,  ölümcül bir kanserle uğraşıp duruyorlarmış.

12 EKİM 2017

Avukatımla görüştüm. Paramı bırakacağım kimse yok. O halde en şanslı beş kişi seçeyim dedim. Beş kıta, beş ülke… Rehberden öylesine beş insan. Benden sonra paramı bu insanlar harcasın istiyorum. Neden beş? Bilmiyorum, öylesine… Antarktika’ya haksızlık etmiş olabilirim. Neyse…

18 EKİM 2017

Tazmanya canavarlarının kuzenleri Tazmanya Kaplanı gibi türünün yok olmasını engellemek için çalışıyorlarmış. Doğal yaşamdaki tüm canavarlar teker teker yüz kanseri denilen bulaşıcı bir kanser türüyle uğraştıkları için korumaya alınmışlar. Gidip göreceğim. Uçağım bu gece 24.00’te

21 EKİM 2017

Avustralya Sürüngen ve Canavar Parkı’na gidiyorum bugün. Zor izin aldım. Kurtarma çalışmaları için yaptığım yüksek miktarda bağış işe yaradı. Onlarla ilk defa karşılaşacağım. Hayatımın en önemli ânı. Belki de…

22 EKİM 2017

Dün onları gördüm. Küçücük ve çok sevimli görünüyorlar. Hayal ettiğim gibi değiller. Hiç de canavara benzemiyorlar. Kucağıma alıp sevmek istedim birini. Köpeğe benziyorlar. Ama nasıl beslendiklerini görünce hemen vazgeçtim. Onların vahşetin kanlı temsilcileri olduklarını anladım. Beslenme saatlerinden kısa bir süre sonra önlerine konan leşlerin kemikleri bile yoktu. Aklıma çok güzel bir fikir geldi.

23 EKİM 2017

Kaybedecek vaktim yok. Ağrılarım dayanılmaz!

25 EKİM 2017

Sonunda Tazmanya’dayım. Tanıştığım rehberden gideceğim yeri öğrendim. Tek başıma gitmemin çılgınlık olacağını söyledi. Hayatım tehlikeye girebilirmiş. Güldüm.

26 EKİM 2017

Tek kişilik çadırımı kuracağım yeri buldum. Tazmanya canavarlarının yaşam alanlarına yakın olduğumu düşünüyorum. Umarım öyledir. İsabetli kararlar alabileceğimden şüphe ediyorum. Zira, ağrı kesiciyi bıraktığımdan beri ağrılar canımı okuyor.

27 EKİM 2017

Buraya gelmeden araştırmıştım. Doğal yaşam alanlarında canavarların yüzlerine yerleşen bir habisin açtığı yara yüzünden öldüklerini öğrendim. Günlerce fotoğraflarını inceledim. İçimdeki habisin dışa vurmuş haliydi. Kocaman, kirli bir çamur tapu gibi büyümüş, dokunsan patlayacak bir şey. İğrenç! Bu benim canavarlar, kızgınlık dönemlerinde kavga ederken birbirlerini ısırıyor ve hastalığı bulaştırıyorlarmış. Şehvetin bedeli ağır bu topraklarda. Bulaşıcı çok az kanser türü vardır. Piyango, artık kendimi çok yakın hissettiğim canavarlarıma çıkıyor. Ama işin iyi yanı, hastalık ortaya çıktıktan sonra çok kısa bir zamanda ölüyorlarmış. Ne güzel bir kurtuluş!

28 EKİM 2017

O minik canavarların güçlü çeneleriyle düşünüyorum. Yanıma morfin almadığıma i pişman mıyım? Sanmıyorum.

Onları inceleyen bilim adamları iyi bir şey yaptıklarını düşünüyor. Öyle mi? 25 – 30 yıl zaman tanımışlar. Hastalık doğal sürecini tamamlayacakmış. Üzerimde çalışan doktor gibi saçmalıyorlar. Hiç kimse doğaya müdahale edemez.

Ölmek için güzel bir gün.

29 EKİM 2017

Ölmek için güzel bir gün. Ölmek için güzel bir gün. Ölmek için güzel bir gün. ÖLMEK İÇİN GÜZEL BİR GÜN. ÖLMEK İÇİN GÜZEL BİR GÜN.

Biraz daha kalırsam acılara dayanamayacağım ve bayılacağım. Öyle olsun istemiyorum. Topraktan geldik, toprağa gideceğiz. Ben kaderdaşlarımın dişlerinin arasında yaşamıma son vermek istiyorum. Bu benim hakkım.

Çakımla birkaç küçük çizik atmam yeterli. Kanım toprağa damlayacak. Koku iz bırakarak ormanında yükselecek. Adanın dört bir tarafındaki Tazmanya canavarları buraya koşacak. Çoğunun yüzünde habisler fışkırmış olacak. Ben öylece yatacağım burada. İlk ısırığın boynumdaki şah damara gelmesini dileyeceğim sadece.

Bir çığlık duydum. Geldiler…Geldiler… Allahım geldiler… Çok şükür!

Dilek Yılmaz

İstanbul Üniversitesi Reklamcılık mezunu. Uzun yıllar reklam sektöründe çalıştı. Çocukluğunda başlayan okuma tutkusu devam ediyor. Bu tutkunun çıktısı olarak yüzeye vuran öykülerinden bazıları Kiltablet, Edebiyat Haber, Oggito, Son Kaknüsler’de; Mrs. Dalloway hakkında hazırladığı kitap inceleme yazısı Mevzu Edebiyat’da yayınlandı.

Sahipsiz Günlük” için 2 Yorum Var

  1. Değişik bir formatta dilin iyi kullanıldığı bir öykü olmuş elinize sağlık. Canavarların minik olmasından dolayı bu kadar korkunç olabileceklerini tasavvur etmek zor olsa da dehşetleri başarıyla verilmiş.

    Son aşamada doğru anladıysam bir self motivasyon ve korku da var. Eğer öyleyse ikilem içinde kalmanın da başarıyla verildiğini düşünüyorum.

    Direkt bu öyküyle ilgili değil ama seçkide bir öyküde daha tazmanya canavarlarının hastalığının bahsedilmiş .Bu vesileyle bizler de öğrenmiş olduk.

  2. Dilek73 dedi ki: dedi ki:

    Çok teşekkür ederim Murat bey. Benim için de güzel bir araştırma ve güzel bir deneyim oldu. Farklı tarzları deneyerek öykü yazmayı sevdiğimi fark ettim.
    Evet bence bu küçük canlılar, aslında çok sevimli görünüyorlar ama yaptığım araştırma görünüşün aldatıcı olduğunu söylüyor.
    Kayıp Rıhtım’ın başlığını görünce yıllarca önce William Dafoe’nin baş rolünde yer aldığı bir film aklıma geldi. Orada soyu tükenmekte olan Tazmanya Aslanı ve bir avcı vardı. Ben işi tersine çevirdim, bu defa av ve avcı farklılaşacaktı. Hikayemde aslında doğal ölüme mahkum bir adam vardı. Ama gerilim sağlamak için yöntemi karakterime seçtirdim.
    Not: Buradaki öykülerin hepsi çok iyi. Bu seçkide yer aldığım için mutluyum.

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!