Öykü

Bilge Panpong

Geceydi. Karla kaplı dağın eteğinde yılan gibi kıvrılan yolda arabasıyla ilerliyordu. Bir anda otomobilin tekerlekleri kilitlendi. Sağa ve sola doğru yalpalayarak kaymaya başladı. Sürücü hızlı refleksleriyle aracı yolda tutmaya çalıştı. Ayağını gaz pedalından çektiği halde otomobil gittikçe hızlandı. Hızla viraja yaklaştığını gördü. Araba dönemece yaklaşınca etrafında dönmeye başladı. Adam kontrolü kaybettiğini anladı. Gözlerini kapattı ve otomobili büyük bir gürültüyle virajdaki bariyerleri parçalayarak uçurumdan düştü. Sayısız takla attıktan sonra ters bir şekilde durabildi.

Birkaç dakika sonra baş ağrısı ve kulağındaki çınlamayla gözlerini açtı. Aracın içinde ters durduğunu fark etti. Emniyet kemeri sayesinde dışarı fırlamamıştı. Hemen kendini kontrol etti. Kazadan yara almadan kurtulduğu için defalarca şükretti. Emniyet kemerini söktüğü gibi tavanın olması gereken yerde karlı toprağa düştü. Hızlıca etrafına baktı. Otomobilin sağ kapısı kopmuş, onun için çıkabileceği bir geçit oluşmuştu. Sürünerek konserve kutusuna dönmüş araçtan çıktı. Çevresine ve düştüğü uçurumdan yola baktı. Uçurumun yaklaşık elli metre olduğunu tahmin etti.  Cebindeki telefonuna uzandı. Kaza esnasında parçalara ayrıldığını görünce sağlam bir küfür savurdu.

Hava ayazdı ve soğuktu. Yola tırmana bileceği düz bir yer bulabilmek umuduyla, dizine kadar gelen karın içinde bata çıka yola koyuldu. Yorulana kadar yürüdü. İleride cılız sarı ve titrek bir ışık kaynağı gördü. Gözlerini yumdu ve açtı. Soğuk elleriyle gözlerini ovuşturdu. Hayal görmediğini anladı ve elinden geldiğince hızlı olarak ışığa doğru yürüdü.

Yaklaştıkça ışığın yanında uzun boylu bir karaltı fark etti. İyice yaklaştı.  Siyah takım elbise giymiş, arka ayakları üzerinde duran kutup ayısıyla karşılaştı. Ağzı bir karış açık kaldı. Adam gördüğü manzara karşısında gerçek mi hayal mi olduğunu çözmeye çalıştı. Ayı, sessizce ve siyah boncuk gözleriyle adama bakıyordu. Kutup ayısı gözlerini birkaç defa kapatıp açtı. Bir anda sağ patisini kaldırdı ve sağında kalan bir yeri gösterdi. Adam anlayamadı. Kutup ayısı bu hareketini sessizce birkaç defa tekrarladı. Kazazede refleksle soluna bakınca, eski tahtadan yapılma bir kapı gördü.

İçine düştüğü garip duygularla kapıya yöneldi, açtı ve içeri girdi. Hayal gördüğünü düşünüyordu. Ya da soğuktan zihninin ona oyun oynadığını sandı. Sıcak olduğunu hissettiği koridor onu cezbetti ve ilerledi. Bir anda karşısına yolu duvar gibi kapatan minik bir şelaleyle karşılaştı. Hayretler içinde suya baktı. Su hem gürül gürül akıyor hem de olabildiğince şeffaf olduğu için, arakasında kalan koridorun devamını görebiliyordu. Biraz duraksadı ve tereddüt etti. Ama kapıda karşılattığı acayip durumu hatırlayınca, bir anda kendini suyun içine attı. Serinlik ve sıcaklığı aynı anda hisseti. Ardından rahatladığını ve yorgunluğunun geçtiğini duyumsadı. Koridorda ilerlemek için sudan çıkınca bir şaşkınlık daha yaşadı. Sırılsıklam olacağını düşünüyordu, hâlbuki üstü başı kupkuruydu. Birkaç defa arkasını dönerek suya baktı ve yoluna devam etti. Genişçe bir odaya vardı.

Oda, aynı koridor gibi tahta kalaslardan örülmüştü. Pencere yoktu. Girişin hemen karşı duvarında bir kapı, sağ duvarda ise bir saat ve saatin karşı duvarında ise ona bakan bir sandalye vardı. Adam hızlıca kapıya yöneldi. Açmaya çalıştı fakat kilitliydi. Eliyle kapıya vurdu. “Kimse yok mu?” diye seslendi. Kapıyı açan olmayınca. Zorladı, tekmeler savurdu. Sonra pes ederek arkasını döndü. Odanın içinde bir geri bir ileri yürüdü. Kapı gıcırtısıyla irkilerek arkasını döndü. Kendini davet eden eşikten girdi.

Önceki odaya göre daha büyük bir alandı. Her yer, dikkatlice ve düzgünce yerleştirilmiş bambu parçalarıyla doldurulmuştu. Bambuların çoğunlukta olduğu yerde bir taht vardı ve beyaz kıyafet giymiş bir panda üzerinde oturuyordu. Kutup ayısı gibi boncuk gözlerini misafirine dikmiş bakıyordu. Eline bir bambu aldı ve üzerindeki yaprakları afiyetle yemeye koyuldu. Bir süre bir birlerine baktılar. Misafir çevresine bakındı. Gidebileceği bir yer olmadığını gördü. Panda sessizliği bozunca bir anda irkildi ve hayvana dönüp baktı.

“Hoş geldin ey misafir adın nedir?” dedi insanın ruhuna işleyen güzel ve melodili sesiyle.

“Hoş bulduk.” Dedi kuşkulu ve titrek sesiyle.

“Bana Panpong derler. Senin adın ne?” dedi ve bir bambu parçası daha kaptı.

“İsmim Burak, neredeyim ve sen nasıl konuşabiliyorsun, yoksa ben bir rüya mı görüyorum?”

“Burası soru sorma yeri değildir ve ayrıca soruları yalnızca ben sorabilirim.”

Burak anlam veremedi ve suskun kalmayı tercih etti. Yeterince garip şeyler görmüştü. Konuşan pandayla ağız dalaşına girmeye niyeti yoktu.

“Buraya nasıl geldin?” dedi yine melodik sesiyle Panpong.

“Arabamın kontrolünü kaybettim ve uçurumdan düştüm.”

“Geçmiş olsun. Kim bilir şimdi doğaya ne kadar zarar vermişsindir. Kırılan ağaçlar ve toprağa yayılan benzin…” devam etmedi. Kazazedeye sessizce baktı.

“Düştüğüm yerde ağaç yoktu. Karla kaplı toprak ve taşlık alandı. Ayrıca otomobilim benzinli değildi. Tamamen doğaya dost elektrikli bir binekti.”

Panda yerinden biraz kıpırdadı, yüzünde belli belirsiz bir öfke belirip kayboldu.

“Doğayla dost mu? Siz insanlar her zaman yalancısınız. Lityum madenini elde etmek için tonlarca saf su kullanıyorsunuz. Tatlı suları kirletip doğaya salıyorsunuz. Sonra çıkıp, utanmadan ürettiğiniz pillerle yarattığınız araçlarınızı doğayla dost ilan ediyorsunuz.”

Panpong’un zeytin siyahı gözleri kor alev rengine büründü. Sesi gittikçe yükseldi.

“Tebrikler! Yeni sömürü kaynağı buldunuz. Petrolü sömürdüğünüz yetmedi galiba, şimdi de lityum madenini sömüreceksiniz. Bilin bakalım dünyada en çok rezervi bulunan ülke hangisi, Afganistan!” diye haykırdı. Bulundukları odada pandanın sesi yankılandı birkaç defa.

Burak Panpong’un sözlerine şaşırdı. Yüzü kızardı. Kendini her zaman çevreci olarak görmüştü. Elektrikli arabayı almasının sebebi buydu. Garip panda haklı diye düşündü. Derin bir nefes alıp, cevap verdi.

“Kendi adıma özür diliyorum Panpong. Çevreci olduğumu düşünmüştüm. Bunları bilmiyordum. Biz insanlar doğanın ve hayvanların yaşama hakkına bakmadan, sizleri kendi amaçlarımız için kullandık. Bana, sizi şimdi bile kullandığımızı anlamamı sağladın.”

Pandanın gözleri eski rengine kavuşurken yüzünde huzur belirdi.

“Dürüstçe cevap verdiğin için teşekkür ederim insanoğlu. Meçhul bir gemi kalkacakmış yarın limandan. Biliyor musun ne olduğunu?”

Burak düşündü, ona tanıdık geldi ama hatırlayamadı.

“Bilmiyorum, ama bir yerden duymuş gibiyim.” dedi pandanın gözlerine bakarak.

“Ne dersin biz de gidelim mi? Liman buraya yakın gemi yarın yola çıkıyor. Ayrıca öyle bir yere gidiyormuş ki birçok giden memnunmuş yerinden. Yani dönen olmamış.” dedi Panpong elindeki yapraksız bambuyu bir kenara atarak.

Burak ilginç bir gemi diye düşündü ve bir anda içinden gitme isteği doğdu.

“Evet, gidelim.” dedi gülümseyerek. Panpong da gülümsedi ve tahtından yavaşça doğrulup, Burak’ın yanına yürüdü.

* * *

Sabaha doğru uçurumdan düşen aracı fark eden biri, yetkililere durumu bildirdi. Sağlık görevlilerinden biri helikopterle aracın yanına indirildi. Adam otomobilin içine baktı ve yüzünü buruşturdu. Hemen telsizine sarıldı.

Hava kurtarma: “Kurtarma 1, hava kurtarma…”

Kurtarma 1: “Dinliyorum…”

Hava kurtarma: “Kazazede boynu kırılarak ölmüş…”

Kurtarma 1: “Anlaşıldı…”

Vinçle otomobil düzeltildi. Kazada ölen kişinin çok sevilen ünlü yönetmen Burak Kabuklu olduğu anlaşılınca, kurtarma ekibi hem şaşırdı hem de üzüldü. Naaş ambulansa konularak en yakın hastanenin morguna kaldırıldı.  Ekipten birinin telefonuna son dakika haberi düştü. Kadın telefonuna sarıldı hemen. Başlık şöyle yazılmıştı; “Dünyaca ünlü sevimli panda Panpong, ölü bulundu!”  Kadın telefona öylece bakakaldı ve içinden “Hayat ne garip! İnsan veya hayvan olmak fark etmiyor aynı yere gidiyorsun.” diye geçirdi.

Bilge Panpong” için 12 Yorum Var

  1. Merhaba. Keyifle ve merakla okudum. Beni sonuna kadar kendine çeken bir öyküydü. Hatta bir ara Burak’ın harikalar diyarına düştüğünü bile düşündüm. Kurguda finalle çok güzel birleştirilmiş. Metin içindeki doğa ve insan mesajları da verilmesi güzel olmuş. Kaleminize sağlık.

    1. Merhaba, güzel yorumunuz için teşekkür ederim. Gelecek seçkilerde görüşmek dileğiyle… 🙂

  2. Merhabalar. Gayet güzel bir öyküydü, mesajı yerindeydi ve sonu da güzel bağlanmış. Ben sonunda Burak’ın kaza yaparken pandayı da ezdiğini düşündüm; ama öyküde o kısım biraz muğlak. Öyle değilse bile ziyanı yok. Ellerinize sağlık diyerek gelecek seçkilerde de görüşebilmeyi umuyorum.

    1. Merhaba, güzel yorumunuz için teşekkür ederim. Biraz gizem katmak istedim. Bu nedenle pandanın durumu biraz muğlakta kaldı gibi 🙂 Gelecek seçkilerde görüşmek dileğiyle…

  3. İlk paragrafta dikkatimi çeken bir durum buldum. Ben henüz bu konuda bir kılavuz olacak kaynak bulamadım ama burada, belki beraber bir sonuca ulaşabiliriz. İlk paragrafın özneleri hemen her cümlede değişiyor. Bir adam oluyor, bir araç. Okumanın akıcılığı açısından öznelerin bu kadar karıştırılmaması gerektiğini sansam da bundan tam emin değilim. Eğer sizin bir görüşünüz olursa, veya yorumlayan arkadaşlardan birisi yanıtlarsa sevinirim.

    “Kazadan yara almadığı kurtulduğu için defalarca şükretti.” Anlatıcı araya çok girmiş gibi. Sanırım: “Ellerini oynattı, bedeninin her köşesini yokladı. Sanki durumundan emin olamamışçasına bedenini gerdi. Başını elinden geldiğince yukarı doğru kaldırıp kısa bir dua mırıldandı.” gibi bir anlatım okuyucuya daha iyi hissettirebilir gibi.

    “İsmim Burak, neredeyim?” diye kesebilirsen kahramanın ruh hali daha vurgulu olur gibi. Ayrıca oldukça güzel bir şey yakalamışsın, mantığa uymayan olaylar yaşanıyor. Bence kahramanın aklına bir rüya düşüncesi hiçbir zaman geçmezse öykü daha heyecanlı olacak gibi.
    Cevap olarak da “Burada soruları yalnız ben sorarım.” Demek yeterli ve vurgulu olacaktır.

    Benim öyküme nazaran çok daha iyi bir fantastik dünya kurmuşsunuz ama “benzin, lityum, doğaya zarar, Afganistan” diyerek tekrar gerçek dünyaya dönmüşsünüz. Bence kendinize güveniniz daha fazla olmalı, gittiğiniz yerden geri döneceğinize daha ilerisine yol alın derim. Eminim diğer okuyucularınız da benim kadar zevk alacaktır.

    Son paragraf güzeldi. Kahramanın bir düş gördüğünü, uyandığında dünyayı değiştirmek/düzeltmek adına ufak da olsa bir adım atacağını beklerken ters köşeye yattım. Son cümleniz de vurucu olmuş.

    Elinize sağlık. Gelecek ay görüşmek dileğiyle…

    1. Merhaba, detaylı yorumunuz için teşekkür ederim. İlk paragrafta art arda otomobil kelimesi gelmesin diye, çabalarken biraz karmaşaya sebep olmuşum. Şu diyaloglar üzerinde biraz daha durmam gerekiyor. Bana göre öykünün bir ayağı gerçeklere ve diğer ayağının ise hayallere basması daha uygun olacak diye düşünüyorum. Bu nedenle öykünün içine gerçekliğe döndüm. Beğendiğiniz için ayrıca teşekkür ederim. Gelecek seçkilerde görüşmek dileğiyle…

  4. Merhaba,
    Akıcı bir öyküydü, söylenenleri tekrar etmeyeyim, farklı olarak benim gözüme hepsinden önce takılan aslında öykünün finali.
    “Kadın telefona öylece bakakaldı ve içinden “Hayat ne garip! İnsan veya hayvan olmak fark etmiyor aynı yere gidiyorsun.” diye geçirdi.” Bu cümle iptal edilir ve öykü şu şekilde sonlanırsa “Başlık şöyle yazılmıştı; “Dünyaca ünlü sevimli panda Panpong, ölü bulundu!” çok daha güzel bir final olacak bence. Zira kadın bir yan karakter, onun aklından geçene değil de iki önemli karakterden biri olan pandaya odaklanırsanız ve pandanın haberiyle bitirirseniz hem daha etkili ve voltajı yüksek hem daha gizemli bir son olur. Elbette bu benim düşüncem, müdahale yok 🙂
    Kaleminize kuvvet.

    1. Merhaba, güzel yorumunuz için teşekkür ederim. Tavsiyenizi dikkate alacağım. Vurguyu artırmak isterken öldürmüşüm 🙂 Bu ay sizin öykünüzü görmeyince şaşırdım. Güzel bir tema için ne yazacağınızı merak ediyordum açıkçası 🙂 gelecek seçkilerde görüşmek dileğiyle…

  5. Merhaba 🙂
    Öykünde anlatmayı amaçladığın şeyi beğendim. Önemli bir konu. Fakat, bence, yazarların bazı anlamları okura açık ve yoğunca sunması, öykünün bahsettiği diyarı benimseme konusunda sıkıntı yaşatabiliyor okuyucuya. Elbette bunu bir teknik olarak kullanan yazarlar da var; bir şeyler söylüyor ve senin kendi dünyana karşı çeşitli sorgulamalara girmeni hedefliyorlar. Fakat, bunu kısa bir öyküde yapınca da biraz… Koparıcı olabiliyor.
    Okuyucu olarak ben, karakterin ve o evrenin anlatısını dinlemek, ondan yapacağım çıkarımlarla kendi evrenimi eleştirmek ya da kendi davranışlarıma vs. dair bir şeyler hissetmek isterim.

    Değinmek istediğim bir diğer konu da, özellikle seçtiğini düşündüğüm bir anlatım tekniğiyle ilgili. Karakterle ilgili neredeyse hiç bir betimlemeye girişmeden, ardı ardına ve “kurallı” cümlelerle olay anlatımına girişiyorsun. Bu tekniği kimi yazarların “empati hissettirmeden, başka şeye dikkat çekmek için” kullandığı bir tür gölgeleme olarak görüyorum. Dozunda kullanması çok zordur fakat ustaca kullanıldığında harika işler yaratabilir.
    Senin öykün, bence, böyle bir tekniği yetkince kullanabilmek için biraz fazla kısaydı. Haliyle, anlattığı “dikkat çekici” kısım bu açıklıkta çok fazla yer kaplayıp göze çok fazla sokuluyordu. Elbette, bence.
    Bir de, rüya veya ölüm sonrası sanrısı gibi bir takım şeyler olsa bile, olaylar arasında bir tür mantıksal bağıntı gerektiğini düşünüyorum. Neil Gaiman, bu bahsettiğim bağıntıyı çok güzel uygulayan bir yazardır. Onun yazıtlarında, karakter rüya görse ve rüya “stabil”likten uzak olsa bile, bir tür “geçiş”i takip edebilir okur.
    Senin öykünde, sürekli olay anlatımından da kaynaklı olarak, bir tür “film çekim tekniği”ni inceliyormuş gibi hissettim. Hani, bir korku öyküsünde karakterin çıktığı pencerenin hemen altında yaratık hazırda bekleseydi, bu sahneyi “pencereyi açtı. Aşağıda yaratık asılı kalmıştı!” gibisinden anlık bir anlatıyla sunmaya çalışmak gibi… Çizgi romanlarda belki olabilir ama görsel barındırmayan eserlerde, okuyucuya pek de bir heyecan veya şaşkınlık hissetiremeyeceğini düşünüyorum bu tekniğin.

    Her şeye rağmen fikri ve düşü hoş bir öykü. Kısacık yerde çok şey anlatan cinsten.
    Gelecek seçkilerde görüşmek dileğiyle 🙂

    1. Merhaba, öncelikle öykümü okuyup yorumladığınız için teşekkür ederim. Betinleme yaparken dozu kaçırıyorum 🙂 bu tekniği kullanmak istememin amacı karekteri okurun kendi hayal dünyasına bırakmak yani okurun kahramanın yerine kendini rahalıkla koymasını isiyorum ufkumu açtınız daha çok çalışmam ve anlatım tekniğinde kendimi geliştirmem lazım. Tekrar teşekkür ederim. Gelecek seçkilerde daha güzel öykülerde buluşmak dileğiyle esen kalın. 🙂

  6. Merhaba; güzel bir öyküydü. Çevrecilik aldatmacasına düşen bizler için de bir ders niteliğinde. Öğreticilik düşüncesi beni rahatsız etmedi açıkçası. Biraz daha uzun ve daha çok keyfini çıkarabileceğiniz bir öyküye dönüşebilir. Bir süre sonra tekrar bakmayı ihmal etmeyin derim, naçizane…

    1. Merhaba, güzel yorumunuz ve beğendiğiniz için teşekkür ederim. Değindiğiniz gibi bir süre sonra tekrar öyküyü okuyup gerekli düzeltmeleri yapacağım. Sayın Öznur’a yazdığım cümleyi burada sizin için de tekrar edeceğim; Bu ay sizin öykünüzü görmeyince şaşırdım. Güzel bir tema olan panda için ne yazacağınızı merak ediyordum açıkçası 🙂 gelecek seçkilerde görüşmek dileğiyle…

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *