Öykü

Kader

Gece yarısıydı. Kara bulutlar gökyüzünü kaplamıştı. Yıldızlardan eser yoktu. Hırçın dalgalar kumsala vuruyordu. Dalgaların sesi gecenin içine karışıyordu. Bütün adayı soğuk bir sis kaplamıştı. Ürkütücü bir rüzgâr gecenin içinde duyulan tek sesti. Yavaş adımlarla ağaçların arasından, saklandığım yerden çıktım. Ay ışığı vücuduma vuruyordu. Üstümde savaşta parçalanmış birkaç parça giysi vardı. Elimde de ok ve yay. Onlara son bir kez baktıktan sonra eğilip ağaçlardan birinin altına bıraktım. Üstlerine eski dilde sembolik sözler ve semboller işlenmişti. İşlemeler göz alıyordu. Ama artık onları kullanmayacaktım. Artık her şey bitmişti.

Şimdi ay, bulutların arasından kendini göstermeye başlamıştı. Bugün dolunay gecesiydi. Ama ay bile tedirginliğimi engelleyemiyordu. Aglar ay bile… Aglar elf dilinde; güzel, görkemli demekti. Ama onlar ayımızı bizden alacaktı. O, zalim insanlar. Kendimizi adadığımız tek şey olan, ayımızı…

Rauko! Şeytanlar!”

Yıllarımızı alan savaş nihayet burada bitecekti. Bu adada. Bu unutulmuş diyarda. Atalarımızın yıllarca devam ettirdiği bu savaş bizim kaderimizdi. Benim kaderimdi.

Beni düşüncelerimden uzaklaştıran o minicik ses oldu. Bir dalın kırılması. Gözlerimle etrafı taradım ve Aglar’a bir adım daha yaklaştım. Ama bu yaptığım son hataydı. Ormandan gelen zehirli bir ok, havayı yararak bana yönelmişti. Ama ne kadar istesem de kaçamazdım. Bu benim kaderimdi. Elf diyarının son fea’sı, son ruhu bendim. Aglar’ın önünde ölmek benim kaderimdi. Oku gördüğüm an bunun bizim sonumuz olduğunu biliyordum. Bu adanın artık bizim olmadığını, tarihe gömüleceğini biliyordum. Bu, koca bir uygarlığın çöküşüydü. Uzun yıllar boyunca elfler, kendi sonunu hazırlamıştı. İnsanların, o canavarların, tek istedikleri agâr’dı, kandı. Ama niye?! Barış içinde yaşamak varken niye?! Biz, çağlar boyu yaşamayı başarmış elflerden ne istiyorlardı?! Ama artık bitmişti. Hayır. Biz başarısız değildik. Onlardı, başaramayanlar. Onlardı, Aglar’ımızı, ayımızı alamayan.

Atalarımız, tarihimiz… Hepsi bu kutsal adadaydı. Zehirli ok göğsüme saplanırken acı içinde yere yığıldım. Göğsümden akan kan, kumların üstüne damlıyordu. Ama ben bunlarla ilgilenmiyordum. Aglar’a dua ediyordum. Onun bu adayı korumasını, bu sihri, bu tarihi, bu diyarı korumasını istiyordum. Aradheller’imizi, soylu elf halkını bu adaya, bu sihre gömmesini istiyordum. Ve gözlerim kapanırken son bir şey fısıldadım.

aikanaro…”

Sihrim, Aglar’ın sihri, adayı ıssız sulara gömerken o zalim insanların bağrışları kulaklarımda çınlıyordu. Gözlerim kapanıyordu ve okun zehri kanıma karışıyordu. Son bir gayretle ileri atıldım ve adanın sessiz hıçkırıkları arasında kendimi, yükselmekte olan denize attım. Göğsümden akan kan, denizi kırmızıya boyuyordu. Gecenin sessizliğinde ölmekte olduğumu biliyordum. Ama artık canım acımıyordu. Artık Aglar Anne’nin bağrındaydım. Işıldayan parlaklığıyla bana, son fea’sına bakıyordu. Gözlerim yavaşça kapanırken sadece çok kısa bir an arkama baktım. Ada, denizin dibine doğru çökerken gözümden bir damla yaş süzüldü. Ve son kez adanın adını fısıldadım…

“Atlantis…”

Kader” için 9 Yorum Var

  1. Son cümlesi ile okuyucuyu vuran kısa fakat keyifli bir hikayeydi. Hikayenin içinde ufak tefek takıldığım noktalar oldu ama sonunu öyle güzel bağlamışsınız ki hepsini boş verip rafa kaldırmaya karar verdim. Ellerinize sağlık…

  2. Kısa ama kesinlikle çok güzeldi. Özellikle son cümlesi noktayı koymuştu. 🙂
    Ellerine sağlık. 🙂

  3. öncelikle teşekkürler 🙂 bu katıldığım ilk seçki ve öykümün beğenilmesi beni çok mutlu etti 🙂 sorunları söylerseniz çok sevinirim. ben de düzeltmem gereken yerler olduğunu düşünmüştüm ama değişiklik yapmamıştım.

  4. Öncelikle seçkinin yavaş yavaş gediklilerinden biri olmaya başladığım için “Hoşgeldin” diyorum. Hikayeyi beğendim, bilhassa sonunu. Ben de Atlantis’e meraklı ve zaman zaman araştırmalarda bulunan biri olarak moda deyimle “tatmin oldum”. Ancak, sonu bağlamak için veya hikayeyi bitirmek için diyeyim, çok acele etmişsiniz gibi geldi. Biraz daha yavaş ve sindirerek ilerlenilse, daha fazla betimleme mesela, tadından yenmezdi ancak bu haliyle de nefis olmuş 🙂

  5. Belli ki kelimelerle oynamayı seviyorsun, kelimelerle -cümlelerinden ayrı olarak- bir hikaye anlatmışsın. Yani gerçekten yapılması zor bir iş, tebrikler. Biraz bu türe ilgisi olanlara yönelik bir öykü olmuş. Çok daha uzun ve aynı kalitede bir iş de çıkarabilirmişsin gibi geliyor bana. Kelimelerle oynamaya devam.:) Kolay gelsin.

  6. Defne…İkizin olarak harika bir iş başarmışsın demek istiyorum!Yine herkese gösterebildiğin gibi dramını göstermeye başarmışsın!Böyle öyküler yazmakta çok başarılırsın!Sana tapıyorum…Neden bu kadar komediye bağlıyorum ki olayları! 😀

  7. Selamlar!

    Öncelikle hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. : ) Burada yeni yüzler görmek gerçekten sevindirici! Öykünüzü zevkle okudum, hoş bir tadı ve vurucu bir sonu vardı.

    Olumsuz anlamda söyleyebileceğim tek şey, baş taraflarda bolca kullanılan geçmiş zaman ekleriydi. Anlatımı birazcık sekteye uğrattığını belirtebilirim. Şöyle bir örnek vereyim:

    “Gece yarısıydı. Kara bulutlar gökyüzünü kaplamış. Yıldızlardan eser yoktu. Hırçın dalgalar kumsala vuruyordu. Dalgaların sesi gecenin içine karışıyordu. Bütün adayı soğuk bir sis kaplamış. Ürkütücü bir rüzgâr gecenin içinde duyulan tek sesti. Yavaş adımlarla ağaçların arasından, saklandığım yerden çıktım. Ay ışığı vücuduma vuruyordu. Üstümde savaşta parçalanmış birkaç parça giysi var.”

    Buradaki çoğu cümlenin bu şekilde (-dı) bitmesi biraz kulak tırmalıyor gibi. Ama öykünün kalanında böyle bir durum söz konusu değil. Kısacası küçük bir operasyonla hikâye kusursuz hale getirilebilir benim fikrimce.

    Bu zenginliği seçki sayfalarımıza taşıdığınız için teşekkürler, kaleminize sağlık!

  8. vakit ayırıp okuduğunuz için çok teşekkür ederim, o hatamı fark etmemiştim uyardığınız için teşekkür ederim 🙂
    umarım mayıs ayı öykü seçkisi için gönderdiğim öyküde öyle bir hata yapmamışımdır 😀
    ve zeynep! senin öykünü de büyük merakla bekliyorum!

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *