Öykü

En Yakın Dostum

Bugün 10. yıl dönümüm. Fenercinin eşi pasta pişirdi. Tüm aile afiyetle yedi. Fenercinin duvarlarımı boyaması gerekiyordu. Unuttu sanırım. Bir de şu martı sorunu var. Parmaklığa tüneyip guak guak diyor, bir de utanmadan üzerime pisliyor. Bembeyaz duvarım ne hale geldi.

Silkiniyorum. Umursamıyor martı. Tüm gücümü toplayıp bir daha kovalıyorum martıyı. Martı rahatsız oluyor. Kanatlarını iki yana açıp esniyor, guak guak diyor, ve uçup tepenin ardında kayboluyor.

Bugün 10. yıl dönümüm. Hala tek bir santim boy atmış değilim. Halbuki fenercinin oğlu on senede iki kat boy attı. Hayatım boyunca kısa kalmak istemiyorum. Tamam, bulutların ardını görmeye gerek yok. Fakat şöyle birazcık daha uzun olsam, en azından arka taraftaki tepelerin ardını görebilsem.

Fenercinin karısı, tepelerin ardında canavarlar var diyor. Ama güvendeyiz, oğlu tabağını bitirdiği sürece bu tarafa gelmeyeceklermiş. Her ihtimale karşı geceleri gözüm bir denizde bir de tepede.

Güneşli bir öğlen sonrası zelzele yaşanıyor. Toprak, ayağımın altından hafif hafif kayıyor, denize doğru sürükleniyorum. Uçuruma düşmemek için kollarımı uzatmak, ağaç-toprak ne varsa tutunmak istiyorum. Yapamıyorum.

Havada iki takla atıp denize çarpıyorum. Ağır ağır suya gömülüyorum. Dengemi koruyup ayaklarımın üzerine konuyorum. Dipteyim, suya tamamen gömülmüşüm. Gökyüzü birkaç adım ötede. Yardım çığlığı atıyorum, fakat boğazından birkaç baloncuktan başka bir şey çıkmıyordu. Artık rüzgarı koklayamayacağım, ağustos böceğinin ötüşünü duyamayacağım, bir tüyün süzülüşünü göremeyeceğim.

Güneş batıyor. Deniz karanlıklara gömülüyor. Fenerim kendiliğinden çalışıyor. Balık yavruları etrafımı sarıyor, sırtındaki kabuğu dişliyor. Daha fazla kendimi tutamıyorum ve kıkırdıyorum.

Saatler ilerliyor ve karanlık iyice çöküyor. Bir mucize gerçekleşiyor. Deniz hafif hafif çekiliyor, su seviyesi düşüyor. Neredeyse kafamı dışarıya uzatabileceğim. Heyecanlanıyorum, dizlerim titriyor. Parmak uçlarıma basıp yükseliyorum. Ve fenerimin ışığı gökyüzüne yayılıyor yeniden.

Aradan üç gün geçiyor. Guak guak, sesi duyuyorum. Martı gözüküyor uzaktan. Fener ile işaret veriyorum. Gelip parmaklığıma konuyor. Karada olup bitenleri, yeni inşa edilecek feneri anlatıyor. Sardalyenin lezzetinden, tüylerini temizlemesinin zorluğundan, yuvasını çalan başka bir martıdan bahsediyor. Yalnız hissetmiyorum artık. O günden sonra en yakın dostum bir martı oluyor.

Deniz Eksilen

Öykü, roman, novella, deneme ve şiir yazıyorum. Psikolojik hikayeleri seviyorum. Arada gerçekçi kurgular kullansam da, bilimkurgu ve fantastik favorim.

Yorgos Lantimos izliyor, Marcel Proust okuyor, Heraklitos’u düşünüyor, Carl Sagan’ı anıyor, Progressive House dinliyor, scooter kullanırken elimi uzatıp otlarla tokalaşıyorum. Rüzgarı, dalgayı, ve abartmadığı sürece yağmuru seviyorum.

Anime ga daisuki desu.

En Yakın Dostum” için 16 Yorum Var

  1. Merhaba, ne güzel, ana karakter temanın kendisi. Çok samimi, sevimli bir öykü olmuş. En çok da neyi sevdim biliyor musunuz? “Guak guak”… Martı sesi çok güzel bir ritim katmış öyküye. Kısa öykü yazmak zordur ama siz üstesinden layıkıyla gelmişsiniz.
    Kaleminize kuvvet. Sevgiler.

  2. Okuduğunuz için teşekkür ederim. İki aylık bir hazırlık süresi bulunca, öykünün üzerine fazla fazla düştüm.

  3. Merhaba. Yaşayan deniz fenerini çok sevdim. Yok olup gitmemesi umudu yeşertiyor ne güzel… Ellerinize yüreğinize sağlık. Özellikle mi yazdınız yoksa zamansal problem olabilir mi “…fakat boğazından birkaç baloncuktan başka bir şey çıkmıyordu.” buradaki geçmiş zaman eki. Bir de “Balık yavruları etrafımı sarıyor, sırtındaki kabuğu dişliyor.” sırtındaki sırtımdaki mi? Güzel öykünüzü küçücük detaylarla boğmadım umarım. Ellerinize, yüreğinize sağlık. Sevgiler…

    1. Merhabalar. Beğenmenize sevindim. Dediğiniz gibi umut dolu yazmaya çalışıyorum. Herkese, ve tabii ki en önce kendime gerekli. 😉

      Hatalarımı arayacak kadar önemsediğiniz için minnettarım. Kendimdeki kopyasını düzeltiyorum. Okuyup yorumladığınız için tekrar teşekkürler.

  4. Oldukça hoş bir öykü olmuş. Aklıma biçem için esin kaynağı olarak Sait Faik geldi, biraz da Exupéry. Ancak yazarın üslubunun özgün olduğunu da belirtmek istiyorum. Göze batan ufak tefek hatalar dışında başarılı bir öykü idi.

    1. Sizden olumlu bir yorum alabileceğimi sanmıyordum. Eğer olur da sizi tekrar ağırlayabilirsem, hataları ve özellikle de tavsiyelerinizi belirtmenizi rica edeceğim. Tabii zamanını olursa. Okuyup yorumladığınız için teşekkürler.

      1. 5. paragraftan itibaren öykü tekdüzeleşiyor. ” Yardım çığlığı atıyorum, fakat boğazından birkaç baloncuktan başka bir şey çıkmıyordu.” cümlesi hem yazının akıcılığını hem de paragrafta etkiyi olumsuz etkiliyor. Ayrıca zaten fark etmiş olacağınız üzre bir yazım yanlışı içeriyor. Yine ” …sırtındaki kabuğu dişliyor.” cümlesi özne-yüklem uyumsuzluğu içeriyor. Betimlemeler az ve kalitesiz, betimlemelerin biraz daha üstüne düşülmeli. Öyküde zaman kavramını tamamen ortadan kaldırmanız sizin lehinize olmuş lakin yine de bu öykünüzü postmodern bir öykü yapmaya yetmiyor. Öykünüzde daha çok sürreal bir hava hakim. Verilmek istenen mesaj da öykü kahramanı ve olay örgüsü üzerinden veriliyor, bu da öyküyü zannımca başarılı bir öykü yapıyor. Hatta belirttiğim düzenlemeler yapılırsa Notos Öykü dergisinde yayınlanmaya müsait bir öykü ortaya çıkar. Bir önceki yorumladığım öykünüz ise gerçekten başarılı olarak niteleyemeyeceğim bir öyküydü. Öyküleri yazardan bağımsız olarak eleştirdiğim için (ne kadar doğru bir tutum olduğu tartışılır) bir yazarın bir öyküsünü karalayıp bir başka öyküsünü yüceltmem olasıdır.

        1. Belirtmeniz üzerine, bendeki kopyada değişiklik yaptım.
          Yardım çığlığı atıyorum, fakat boğazından birkaç baloncuktan başka bir şey çıkmıyordu.” (Orijinal)
          Yardım çığlıkları atıyorum, boğazından sadece birkaç baloncuk çıkıyor.” (Düzenlenmiş)

          Betimlemeler konusunda haklısınız. Çok daha dikkatli davranacağım.

          Yarışmalar haricinde, henüz bu sitenin dışında bir yere öykü yollamadım. Her ne kadar arada fena olmayan yazılar çıkardığımı düşünsem de, henüz kendimi yeterli bulmuyorum. Fakat şimdi aklıma iş düşürdünüz. Siz bana zamanınızı verdiniz, ben de saygı göstermek için tavsiyenize uyacak, Notos Dergisine başka bir öykümü yollayacağım.

          Yazardan bağımsız eleştiri hakkında size katılıyorum. Böylece bol dikenli eleştirilerinizi görecek, ve eksiklerimizi tamamlama şansı elde edeceğiz.

          Zamanınız için tekrar teşekkürler.

  5. Selam Deniz,
    Uzun zamandır işlere daldığımdan sana cevap vermeyi atladığımı gördüm. Affet dostum, bunu telafi etmek için geç değildir umarım.

    Öykü yarışmalarına bir dönem hazırlanmıştım. Sonra yazdığım her şey kapsamlı bir projeye dönüştü. Hikaye yazmak gerçekten zor. Daha once de buna çabalamıştım. Buradaki yazılarım sanırım benim yegane hikaye denemelerim. Karakter sayısında şöyel düşünüyorum. İlk once kime hitaben yazmak istiyorsun, belli bir yaş aralığı var mı? Az karakter sayısı genelde daha yaşı küçük arkadaşlarımız için fazla karakter sayısı ise biraz daha komplike olay örgüsünü okumaktan hoşlanan biraz daha büyük arkadaşlarımız için daha uygun gibi. Kendinden pay biçmek istersin belki; büyüdükçe konsantrasyonumuz ve olayları birbirine bağlama becerilerimiz artıyor.
    Nasıl karakter, mekan yazdığımı sormuştun. Sana bir sır vereyim  Herzaman ana hikayenin yanındaki yan hikayeleri çok merak etmişimdir. Bu yüzden her bir yan hikaye, aniden yardıma gelen bir başkasıi bir ormanda bulunan bir silah ya da bir mağaraya saklınmış bir kristalin de hikayesini anlatmayı severim. Başka bir hikayede, onu baş Kahraman yaparım. Yazdıkça başka yan kahramanlar gelir. Onlar içinde yazmaya devam ederim. Böyle olunca yazdığım dünya dallanıp budaklandı. Şimdi, bu yazdıklarım arasında seyehat edip dediğin kurtuluş/kötü-iyi savaşının ortasında kendini bulan bir karakter yazıyorum. Bunu bilerek yapmadım ama yan hikayeler bana bir evrern ve evren algısı Verdi.
    Umarım kendimi anlatabilmişimdir.

    Not: Öykün çok sevimli ve sıcak. Zelzele kelimesi deniz fenerini denize yuvarlayacaksa biraz daha kuvvetli bir ifadeyle yer değiştirebilirdi. Kelimeler, hikayeleri yönlendirir. Zelzele üzerinde bir kez daha düşünürdüm.

    Eline ve düş gücüne sağlık

    Sevgiler
    Dipsiz.

  6. Vay, vay, vay, vay, vay! On yıllık dostumu köşe başında görsem bu kadar şok yaşamazdım. Yüzümde aptal bir gülümseme ile okudum yorumunu. Sen kayıplara karıştın. Gökhan, bisikletle Türkiye turuna çıktı. (Kamyonun altında kalacak zavallıcağız.) Engin kayboldu. Ben de üvey evlat gibi böyle kendimle kaldım. Bir Nurdan var, o da yakında kocaya kaçacakmış diye kulağıma geldi. Senin içinde parayı bulmuş Alanya’ya yerleşmiş diye duymuştum. Hatta, pek fazla para bulamamış sanırım, baksana ülke sınırlarından dışarı çıkamamış, nerede İbiza, nerede Miami, demiştim.

    Fakat zamanını bir uğraşa adayabilmenden dolayı sevindim. Dalından kopan yaprağın rüzgara demesi gibi, eğer ihtiyacın olursa yardım etmeyi isterim diyesim var.

    Ben kendi romanlarımda (romanlarımda!) yan karakterleri benzer şekilde kullanıyorum. Uzun süreli olaya dahil olanlar. (Onlarda küçük bir değişim yaşar.) Kısa süreli dahil olanlar. (Ya hikayenin bir gizemini çözüyor, ya hikayenin yönünü değiştiriyor, ya da benim kendi sanrımı ifade ediyor.) Fakat hikayenin o bölümünde baş kahraman yapma fikri aklıma hiç gelmemişti. Mükemmel bir bakış açısı, üzerinde düşüneceğim.

    Zelzele, kelimesinde hakkın var. Bendeki kopyasını düzeltiyorum. Bundan sonra kelimeleri fazladan özen göstereceğim.

    Gelecek sene tekrar görüşmek dileğiyle.
    Kendine iyi bak.

    Not: Mümkünse gelecek ayki seçkiye katıl da, son aylarda nasıl bir değişim yaşamışsın görebilelim.

  7. “fakat boğazından birkaç baloncuktan başka bir şey çıkmıyordu.” önceki cümlelerde şimdiki zamanı kullanırken bu cümlede şimdiki zamanın hikayesine geçmişsin sanırım. belki benim dil bilgim beni yanıltıyor. dikkatimi çeken bir ayrıntı oldu.acaba ben mi yanılıyorum?
    bunun haricinde güzel bir hikayenin içinde güzel detaylara rastladım.

    1. Belirttiğiniz için teşekkürler. Haklısınız, gözümden kaçmış. Bendeki kopyasında düzelttim. Okuyup yorumladığınız için tekrar teşekkürler.

  8. Selam Deniz,
    Yukarıda anlattıklarıma örnek olması için bir hikaye yazdım dün ve bugün gönderdim. Admin, buraya eklerse ve eğer sen önümüzdeki ay okursan, ne demek istediğimi daha iyi anlatmış olacağım. Yorumların “most welcome (çok makbule geçer)” 🙂

    Sevgiler
    Dipsiz

    1. Dönüş kararın için sevindim. Can’t wait to see. (Dört gözle bekliyorum.) Okuyup yorumlamamam imkansız zaten.

  9. Samimi bir hikayeydi. Güzel bir bakış açısı yakalanmış. Martı detayını sevdim. Deniz feneri ile uyumlu bir ikili olmuşlar. Sonu daha vurucu olabilirdi. Belki de kısa olduğu için çabuk sonlandığı izlenimine kapıldım. Ellerinize sağlık.

    1. Öykünün kısalığına uygun olarak sonunu yeterli diye düşünmüştüm. Fakat bir paragraf daha eklense hiç de fena olmayacak gibi. İşaret ettiğiniz için teşekkürler. Okuyup yorumladığınız için tekrar teşekkürler.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *