Öykü

Hırtık mısın Lan Sen? *

ilham alınan yaratık
HIRTIK

bir gün elbette
zeki müreni seviceksiniz

 (zeki müreni seviniz)

 Arkadaş Z. Özger

 

“Çoktan unuturdum, ben seni çoktaaaaaan, ah bu şarkıların gözü kör olsun…”

Gecenin köründe, ormanın ortasında ve nehrin kenarındaydı. Bir başınaydı.

Cep telefonundan gelen, Zeki Müren’in billur sesine kendi karga sesiyle eşlik edecek kadar sarhoştu. Buna rağmen, üç işi aynı anda görebiliyordu: Sol elindeki şişeden birasını yudumluyor, sağ elindeki sigaradan derin nefesler alıyor, bir yandan da elini kullanmadan nehre işiyordu.

Bedenini baştan aşağı bir ürperti sarınca, donunu yukarı çekip arkasına döndü. Karanlıkta birisi onu izliyordu.

“Kimsin lan sen?” diye bağırdı. Korkudan sesi çatallaşmıştı. Sarhoş kafayla içinden dua okumaya başladı.

“Korkma lan emmioğlu, benim ben.” Amcasının oğlu Hüseyin’di, ya da değil miydi?

“Yaklaş hele, yüzünü göreyim,” dedi Hasan. Elindeki bira şişesini yere bırakırken, avucuna kocaman bir taş aldı.

Hüseyin yaklaştı; ama Hasan o kadar sarhoştu ki, kuzenini çift görüyordu. Kuzeninin ince, uzun bedeni karanlıkta ikiye bölünüp duruyordu.

“Biraz daha yaklaş,” dedi gözlerini kısarak.

Hüseyin’in fazla yaklaştığını görünce bağırdı: “Orada dur, bir adım daha atma.”

Durdu ve Hasan’a seslendi: “Yapma etme, kendini harap etme. Sana başka kız mı yok? Söz veriyorum, sana daha güzel bir kız bulacağım. Kendi ellerimle evlendireceğim seni. Unut şu lanet kızı, bak başkasına kaçtı. Seni düşünmedi. Daha ne kadar kendini…”

“Sus lan, sus!”

Sustu. Bir adım attı; ama adımını geri almak zorunda kaldı. Hasan, elindeki taşı kaldırmıştı:

“Yaklaşma demedim mi sana ha? Beynini pekmez gibi akıtırım. Bir adım daha atma. Hüseyin’im diyorsun; ama nereden bileyim Hüseyin olduğunu. Belki de hırtıksın. Geçen yaz Körlerin Murat’ına yaptığın gibi beni de nehirde boğacaksın.”

“Saçmalama be; Murat zil zurna sarhoş, nehre girince boğuldu. Bunu sen de biliyorsun ben de. Annesi oğlunun içkili öldüğünü saklamak için bu yalanı attı.”

Birayı kafasına diken Hasan, kızgın bir şekilde:

“Sen de bir hırtıksın. Hüseyin’in şekline girdin ki beni kandırasın. Ben yer miyim böyle numaraları? Ayaklarına bakayım, ayaklarını göster hele!”

Hasan cep telefonunda, Zeki Müren’i susturdu ve feneri açtı. Feneri Hüseyin’in ayaklarına tuttu.

“Vay anasını, demek ki Hüseyin’in suretine iyi bürünmüşsün. Ayaklarını bile tıpkım onunki gibi yapmışsın.”

“Of, yeter artık içme şu zıkkımı emmioğlu. Maymuna dönmüşsün. Hırtık diye diye kafamı şişiriyorsun.”

“Ben de bir hırtık olsam, aynı senin gibi konuşurdum, karşımdaki kandırmak için.”

Çi Naz Tansel
Çizim: Naz Tansel

Hüseyin sıkılmıştı:

“Sarhoşsun sen Hasan. Hadi, eve gidelim. Annen meraktan ölüyor. Ağlamaktan bitap düştü kadıncağız.”

“Beni boğacaksın değil mi? Eve gidelim diye beni götürüp nehirde boğacaksın. Madem hırtık değilsin, o zaman hodri meydan: Ateş yakacağım, eğer ateşe yaklaşabilirsen, o zaman senin bir hırtık olmadığına inanırım.”

“Tamam tamam, yeter ki benimle eve gel.”

On dakikalık uğraştan sonra, Hüseyin yeterince çalı çırpı toplamıştı. Bu sırada, Hasan kalan son birasını da birkaç yudumda içmişti. Kafası bin beş yüz ile iki bin arasında gidip geliyordu.

Hasan cebinden Zippo çakmağını çıkardı ve ateş yaktı. Kurumuş çalı çırpı hemen tutuştu ve cayır cayır yanan ateş, ormanın karanlığını aydınlattı.

Hüseyin ateşe yaklaştı, ateşin dibinde oturdu. Üşümüş ellerini ısıttı. Bunu gören Hasan bağırarak:

“Emmioğlu, senmişsin. Hırtık değilmişsin.”

“Hele şükür,” diyen Hüseyin kuzenine sarıldı. Hasan’ın elindeki çakmak yere düştü.

“Canım çok acıyor be emmioğlu. Onu unutamıyorum. Delireceğim vallaha. Çok kötüyüm, çok.”

“Yapma be emmioğlu, ağlama. Sakin ol. Geçecek, tüm bunlar geçecek. İnan bana…”

Onlar konuşadursun, yere düşen çakmağın yaktığı otlar alev almıştı.

Onlar fark edene kadar, iş çığırından çıkmıştı.

O gece yediden yetmişe bütün kasaba, yangını söndürebilmek için seferber oldu. İl merkezinden ve çevre illerden yangın söndürme ekipleri geldi; ama on beş hektar ormanın yok olmasına engel olunamadı.

Hasan Y. bir hafta sonra mahkeme karşısına çıktığında, yangının asıl sebebini açıklayamadı. Isınmak için ateş yaktığını, ateşin kontrolden çıktığını söyledi. Para cezasıyla kurtuldu.

O gece yaşananlar, sonsuza kadar Hasan ile Hüseyin arasında bir sır olarak kaldı.

Bir de sizinle benim…

* Hırtık’ın ne demek olduğunu internette araştırabilirsiniz. Arama yaparken lütfen Ecosia‘yı kullanınız. Bir dikili ağacınız olsun!

Naz Tansel

1990’da İstanbul’da doğdum. 2008 yılında İstanbul Avni Akyol Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi Resim Bölümü’nden mezun olup, aynı sene Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü’ne girdim. Yurtiçi ve yurtdışında pek çok karma sergide ve workshopta işlerim sergilendi. Çeşitli festivaller, etkinlikler, dergiler için illüstrasyonlar ve tiyatro oyunları için afiş çalışmaları yapıyorum. Halen üretimime İstanbul’da devam etmekteyim.

Ruhşen Doğan Nar

1988, İzmir doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Mütercim-Tercümanlık okudum. İngilizce öğretmenliği yapmaktayım. Xasiork 2007 Kısa Öykü Yarışması'nda mansiyon aldım. Entropol Kitap'ın 2015 Bilimkurgu Mikro Öykü Seçkisi'nde bir öykümle yer aldım. Yitik Ülke Yayınları'nın "Mutsuz Aşk Vardır" kitabında bir öyküm çıktı. Bireylikler, Akköy, Karakalem gibi dergilerde öykülerim yayımlandı.

Hırtık mısın Lan Sen? *” için 13 Yorum Var

  1. İtiraf ediyorum son ana kadar Hüseyin’in hırtık olmasını bekledim, o tıpatıp ayaklarına rağmen:) Akıcı ve kendisini okutturan bir öyküydü sadece sonu çok çabuk geldi ve çok sakindi. Kaleminize sağlık. 🙂

  2. Ağustos seçkisinde “Baykuş” temalı öykünüzü okumuştum. Üslup ve teknik bakımdan iyi işler çıkartıyorsunuz. Ortaya güzel bir öykü çıkmış. Fakat aradan geçen zamanda daha rasyonel öyküler yazıyorsunuz diye düşünüyorum. Umarım yaz tatili biraz rahatlamanızı sağlar, biz de tekrardan fantastik öykülerinizi okuyabiliriz.

    1. Çok sağ olun, öykülerimi takip etmeniz beni çok mutlu etti. Evet, bu öykü diğerleriyle karşılaştırıldığında, biraz gerçekçi oldu. Fantastik-korku veya bilimkurgu ögelerinin olmadığı bir öykü ortaya çıktı. Artık önümüzdeki öykülere bakalım. Kendinize iyi bakın.

  3. Merhaba;
    Öykünün zippo çakmağa kadar olan bölümüne bayıldım. İç içe açılan olaylar görgüsüyle devam ederken zippo çakmak dönüm noktası oldu benim için. Zınk! kaldım orada. Sonrası zaten bir anda bitti. Ellerinize, yüreğinize sağlık.

  4. Olay örgüsünün basitliğine karşın yazarın üslubu öyküyü güzel kılıyor. Deneyimli, cesur bir kalem.

  5. Merhabalar,

    Kaleminize saglik, pek güzel ama bir o kadar da kisa bir öykü olmus. Keske biraz daha uzun sürseydi demeden edemiyor insan, tadi damakta kalmis oldu 🙂

    Sevgiler,

  6. İlk olarak küçük “Hakkında ” kısmınızı okudum öğretmenim 🙂 Ve bölüm sonunda söylediğiniz arama motorunu da ilk defa sizden duydum, araştırdım. Bundan sonra onu kullanacağım 🙂 Onun için ayrıca teşekkürler. Bayılıyorum öğretmen milletine, çok bilinçli oluyorlar 🙂

    Herkes Hüseyin hırtık sanmış ama ben öyle sanmadım. Ama ben de orman yangını ve böyle bir kısalık beklemiyordum. Benim beklediğim Hasan, Hüseyin’in hırtık olmadığını anladığında tam onlar dertleşirken asıl hırtık gelip bunları nehirde boğacaktı ama olmadı sağlık olsun 🙂 Öykü okuttu kendini, oldukça hoş, doğal ve esprili bir diliniz var. Ama öykü çok gerçekçiydi öğretmenim belki şuraya bir yere Hırtık ekleseniz daha fantastik olurdu 🙂

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *