Öykü

Maviye Hasret

Son 15 dakikadır parmaklarını seyrediyordu. Son 15 dakikadır bantın üzerinde, önünden geçen her küçük motor parçası üzerine, aynı cıvatayı, aynı hareketle, aynı yönde, aynı tork ile, temizliği dahil aynı sürede sıkan parmaklarını. Her gün hiç durmadan, nereye gittiklerini hiç bilmedikleri bu küçük motorları üretiyorlardı.

Hemen karşısında çalışan, kendisinden farksız arkadaşına baktı. Küçük motor parçaları kendinden geçtikten sonra onun önüne gidiyor, o da kendi sıktığı yine aynı cıvatayı, yine aynı tork ile yaklaşık aynı sürede, tek fark başka bir yere sıkıyordu. Kafasını kaldırdı baktı, kendisi gibi onlarcası, hiç birinin adını bilmiyordu ve henüz hiç biriyle konuşamamıştı, dönerek ilerleyen aynı uzun bantın etrafında sürekli aynı iş ile hayatlarını tüketiyorlardı. Odanın diğer ucundaki arkadaşının ne kadar yorgun olduğu tek bakışta anlaşılıyordu. İki gün önce amirlerin onun ile ilgili “Fazla vakti kalmadı, bitmek üzere, düzelmezse göndeririz onu” dediğini duymuştu. Daha önce de başka arkadaşları gönderilmişti, ne itiraz ettiler ne de yalvardılar, hepsi gerçekten de bitmişlerdi.

Bitmeleri de normaldi. Bantta bir sorun çıkmadığı sürece mola vermeleri yasaktı ve kafalarını kaldırmadan çalışıyorlardı. Konuşmaları yasaktı. Etraflarına bakınamazlardı. Amirler günde 8 saat çalışırken, onlar 16 saat çalışırlardı. Çalışma bittiğinde herkesten önce, atölyenin hemen yanında bulunan küçücük, camsız, karanlık, soğuk ve en kötüsü de tek kişilik odasına çıkıp, ertesi sabah yine amirlerin bağırışları arasında odasından çıkıp çoktan yerlerini almış arkadaşları ile beraber işinin başına geçiyordu. O güzel masmavi gökyüzünü en son, şimdi fabrikanın farklı atölyelerine gönderildiklerini düşündüğü diğer iki arkadaşıyla buraya geldiğinde, kamyondan inerken görmüştü.

Kafasına yediği tokatla kendine geldi “Geri zekâlı işine bak, bu sana ikinci uyarı, üçüncü uyarıda hiç acımam anında gönderirim seni buradan.”

Amir, “En baştan senin buraya uygun olmadığını söylemiştim zaten” diye söylenerek uzaklaşırken, “Özür… Özür dilerim amirim” diye kekeleyebildi sadece. Kendilerine amir diyen adamlar, ellerinde şok cihazları ve boyunlarında düdükleri olan, siyah boğazlı kazaklarının üzerine giydikleri sarı tulum ve sarı şapkaları ile tek tip iri yarı insanlardı. Genel olarak yaptıkları tek şey başlarında dolaşmak, çalışamayacak hale gelen birisi olduğunda boynundaki düdüğü çalıp, müdahale etmekti. Düdük çaldıktan sonra hat durdurulurdu. Götürülenleri bir daha da kimse göremezdi. Anında yerine yeni birisi başlardı.

Aldığı ilk uyarı, iki hafta önce yanındaki ile konuşma denemesiydi. Amirlerin uzaklaştığını düşünerek, yanındakine eğilmiş ve sadece “merhaba” demişti. Yanındaki o kadar korkmuş olmalıydı ki, kafasını çevirip tepki bile vermedi. Daha kötüsü, amirler tarafından görülmüştü. O gün şok cihazının tadına ilk defa bakmıştı. İçinde dolaşan elektrik vücudunun tüm kontrollerini kaybetmesine sebep olmuştu.

Amirlerden ve şok cihazından korkuyordu ama bu hayata da daha fazla dayanamıyordu. İstekleri çok fazla değildi aslında, gökyüzünü tekrar görebilmek, arkadaşları ile konuşmak, karanlık odasının duvarlarına çizdiği resimleri görebilmek, etrafındakilere de gösterebilmek, amirlerin kulaklıklarından gelen ve gizlice dinlediği müziklere eşlik edebilmek istiyordu. Kabul edilmeyeceklerini, üstelik bu istekleri dile getirdiği anda tekrar şok cihazına maruz kalacağını ve gönderileceğini de biliyordu.

Atölyedeki herkesi hatta fabrikadaki tüm çalışanları bir şekilde örgütlemesi gerekiyordu. Bu şekilde en azından amirlerden gelecek tepkiyi azaltabilir, bir orta yol bulunmasını sağlayabilirdi. Ama hiç biri ile konuşamıyorken bunu nasıl yapacağı konusunda hiçbir fikri yoktu. Her gece dinlenmeden neler yapabileceğini düşündü, diğerleri ile nasıl iletişim kurabilirdi?

Çözümü bir hafta sonra odasında ayağı yerdeki parkeye takıldığında buldu. Parkenin üzerindeki kurumuş cila, parkeden ayrılıyordu. Üzerine yazı yazabileceği kadar büyük, başka kimsenin fark edemeyeceği kadar küçük bir parça kopardı. Ne yazması gerektiğini uzun uzun düşündükten sonra üzerine “Zamanı geldiğinde benimle itiraz edin” yazdı.

Ertesi gün bantın başına sabırsızlıkla gitti. Arkadaşları ile ilk defa iletişime geçecekti ama elindeki yazıyı kime nasıl ileteceğini çözemiyordu. Başını kaldırması bile imkânsızken, elini yanındakine uzatması onun doğrudan gönderilmesi demekti. Bunu başarsa bile daha uzaktakilere ulaşamazdı. Kâğıdı nasıl ileteceğini, önüne gelen motorda, cıvatayı takacağı delikteki talaşı temizlemek zorunda kalınca buldu. Herkes küçük motorların kendi sorumluluk alanları ile ilgileniyordu. Üzerinde yazı olan kurumuş cilayı, karşıdaki deliğin üzerine koyduğunda, diğer elemanın onu görmemesi mümkün değildi.

Bir yandan cesaretini toplayıp, bir yandan göz ucuyla amirleri kontrol etti. Önünden geçen dördüncü küçük motorda karşıdaki deliğin üzerine kurumuş cilayı yapıştırdı. Panik içerisinde etrafını kontrol etti ama başarmıştı, kimse ne yaptığını görmemişti.

Bir yandan önüne gelen küçük motorlara cıvatalarını sıkarken, bir yandan da üzerinde not olan küçük motoru takip etti. Arkadaşı notu gördü ve bir süre, çok kısa bir süre, nota baktı, okuduğu belliydi. Sonrasında ise standart bir şekilde delik temizliğini yapar gibi notu alıp diğer talaşlarla birlikte çöpe attı.

Sonunda başarmıştı, iletişim kurmayı başarmıştı. Sonraki her gece heyecanla ve umutla, dikkat çekmemek için sadece iki yeni not hazırladı, hepsine aynı yazıyı yazdı. Her gün bu iki notu, iki küçük motorun, iki yeni bölgesine yapıştırarak, iki yeni arkadaşına gönderdi. 45 günün sonunda tüm atölyeye, tüm çalışanlara notunu iletmişti. Artık sadece harekete geçmek için doğru zamanı beklemek kalmıştı.

İçindeki büyük heyecanla iki hafta bekledi ve beklediği fırsat karşısına çıktı. Odanın diğer ucunda yorgunluğu her zaman dikkatini çeken arkadaşı artık hareket edemeyecek haldeydi. Önünden üçüncü küçük motor parçası, onun takması gereken kapak takılmadan geçmişti. En yakın amir düdüğünü sinirlice öttürdü ve hızlıca o tarafa koştu, hattın uzun süre durması patronları sinirlendirirdi. Diğer amirlerde sakince peşinden geliyordu. Bant durmuştu ve herkes sessizce olacakları bekliyordu. Amir hareketsiz arkadaşına dokunur dokunmaz kafasını kaldırdı ve “ondan uzak dur” diye bağırdı.

Tüm amirler şaşkınlıkla bakışlarını ona doğru çevirdiler, atölyede inanılmaz bir sessizlik vardı. Amirler hareketsiz arkadaşını bırakmış, “Sen şimdi bittin” diye bağıran baş amirin arkasından hepsi aynı anda üzerine doğru geliyorlardı. Bir iki defa şok aletine maruz kalacağını biliyordu ama nasıl olsa onlardan kalabalıktılar, diğerleri de itiraz ettiği zaman mecburen geri çekilecekler, sonunda ortalık sakinleştiğinde toparlanmak için fırsat bulacaktı. Sonrasında önce özür dileyecek, sonra kibarca sıkıntılarını anlatacaktı

“Sadece bize daha düzgün davranmanızı bekliyoruz, bizler birer köleden daha fazlasıyız” diye tekrar bağırdı.

Sonra arkadaşlarına döndü ve “Arkadaşlar, sizlerde konuşun. Haksız mıyım? Taleplerimizi iletelim” diye onlara seslendi. Ama kimse kıpırdamadı. Kimse başını kaldırıp bakmadı bile.

Baş amir “kes sesini geri zekalı” diye bağırdı.

İlk şok aleti vücudu ile temas ettiğinde gözleri karardı. Sonra tekrar arkadaşlarına döndü, bu sefer yalvarır bir sesle “Yardım edin” diye fısıldadı.

Yine hiçbir hareket yoktu, hayal kırıklığı içinde onlara bakarken, ikinci ve üçüncü şoku arka arkaya yedi. Artık hareket edemeyecek halde iken baş amir telsizinden mühendislere küfrediyordu.

“Hepinize lanet olsun. Üçüncü robotta isyan etti. Yapay zeka eklenmiş robotları burada istemiyoruz, tekrar göndermeyin, sayıları artarsa onları zapt edemeyiz.”

Duyduklarını anlamaya çalışırken bir taraftan da amirler tarafından ayaklarından çekilerek atölye kapısına sürükleniyordu. Hareketsiz kalan robotun yanından geçerken her şeyin fakına vardı. Belden üstleri kendisine benzeyen bu robotların, ayakları yoktu. Hepsi bantın alt kısımlarına monte edilmişlerdi. Onlar basit robotlardı, notları okumuyor sadece zor gözüken cilanın ne olduğunu anlamaya uğraşıyorlardı. Bant durdurulduğunda onların da güç kaynakları kesilmiş ve çalışmayı bırakmışlardı. Şok cihazları sadece kendisi içindi ve odaya kapatılan tek robotta kendisiydi.

Baş amir “kafasındaki çipi çıkartın ve mühendislere gönderin, kalan kısmı da diğerlerinin yanına prese atın” diye emirlerini yağdırırken, atölyeden çıkartılmış, geldiği kamyona yükleniyordu.

İnsanlar başındaki çipi sökmeye uğraşırken, o da kamyonun yırtık brandasından mavi gökyüzüne son kez tekrar baktı.“Kesinlikle buna değdi” diye düşündü, sonra küçük bir “tık” sesiyle her şey karardı.

Maviye Hasret” için 6 Yorum Var

  1. Merhaba,
    Öncelikle seçkiye hoş geldiniz. Dilerim diğer temalarda da okuruz öykülerinizi.
    Çok güzel bir öyküydü. Diğer robotların notu okuduğuna inandım ben de. Baş karakterle birlikte hayal kırıklığına uğradım. Etkileyiciydi öykünüz. Robot da olsa duyguları var 🙂
    Konu ve öyküleme güzeldi. Birkaç yerde bağlaçların yanlış yazımı vardı, sanırım gözden kaçmış.
    Kaleminize sağlık.

    1. Merhaba,
      Bu yazdığım ilk öyküydü, çok büyük heyecanla gönderdim, o yüzden yorumlarınız eleştirileriniz benim çok önemli. Ayrıca öyküyü beğendiğiniz için çok mutlu oldum. İmla kontrolü yapmıştım ama kaçırdım sanırım, sonrakilerde ayrıca dikkat edilecek. Teşekkürler.

  2. Merhabalar, ilk olarak seçkiye hoşgeldiniz. Öykünüze bayıldığımı söyleyerek başlamalıyım. İlk paragrafı okuyunca acaba steampunk tarzında bir öykü mü diye aşırı heyecan yaptım ve ilerlerken olmadığını anlayınca biraz üzüldüm. Sonrasında ise robot ve yapay zeka kavramlarıyla karşılaşınca tekrar heyecanlandım. Sayın Öznur Hanım’ında dediği gibi kesinlikle diğer temalarda da okumak isteriz öykülerinizi. Harikaydı! Kaldı ki, ilk öykünüz olduğunu söylemişsiniz, inanmak zor. Yazmaya muhakkak devam edin, yazdığınız her ay sizin öykülerinize muhakkak göz atacağım. 🙂
    Okurken not aldığım birkaç şeyi belirtmek istiyorum. Hem sizin de yazdığınız ilk öyküymüş, bir nebze de olsa yardımcı olabilirsem sevinirim.

    İlk olarak 15, 8, 16 gibi sayıların rakamla değil yazı ile yazılmasını tercih ederdim. Eğer bilimsel bir veri niteliğinde olsalar sayı şeklinde yazılabilirler. Mesela pinin değeri 3,14… Ama saat, dakika gibi bir şeyi belirtirken yazı şeklinde yazılması daha iyi olur.

    “…tek fark başka bir yere sıkıyordu…” yerine “tek fark (diğer yöne) doğru sıkıyordu/çeviriyordu/döndürüyordu” gibisinden alternatif belirtebilirim. “başka bir yer” bence olmamış.
    “Geri zekâlı işine bak…” yerine “Geri zekâlı, işine bak! Bu sana…” şeklinde geri zekâlıdan sonra bir virgül harika olurdu.

    Son olarak, ilk kez öykü yazmaya başlayanlarda genel olarak görülen bir durum var, o da uzun cümle yazma isteği. Ben de ilk kez yazmaya başladığımda uzun cümleler kullanıyordum. Ancak zamanla azalttım aldığım eleştiriler doğrultusunda. Mesela bir cümleniz 45, bir diğeri 40, bir diğeri ise 37 kelimeden oluşuyor ve akıcılığı sağlayabilmek için 3-4 defa virgül kullanmışsınız. Bunun yerine cümleyi ikiye ayırsanız hem akıcılık arttırılabilir, okuyucuda daha rahat okuyabilir. Ama uzun cümle kullanmak isterseniz yine de, muhakkak Selçuk Gökhan Kalkanoğlu’nun hikayelerine göz atın. Özellikle Viking temalı öyküsünde bol bol uzun cümle kullanmıştı ve ustacaydı hepsi.

    Velhasılıkelam, yukarıda belirttiğim noktalar tamamen iyiniyetli eleştiriler, kendimizi geliştirebilmek adına. Sonraki seçkilerde tekrar görüşebilmek dileğiyle, ellerinize sağlık, kaleminize kuvvet. 🙂

    1. Latif Bey eleştirileriniz için çok teşekkür ederim. Son bir haftadır sizlerin diğer hikayelere yazdığınız eleştirileri okuyorum ve iki gündür Hıdırellez temasına çalışıyorum. İnanın en çok dikkat ettiğim şey cümle uzunluğu. Rakamlar da bu akşam kontrol edilecek.
      Öyküyü beğendiğiniz ve eleştirileriniz için çok teşekkürler. Sonrası için beni heveslendirdi.

  3. Merhabalar ve hoş geldiniz. İlk öyküm demişsiniz, tebrik ediyorum çok hoş bir öyküydü. Öznur Babur’un değindiği konulara katılarak diğer seçkilerde de okumak isterim sizi. Elinize sağlık.

    1. Osman bey çok teşekkür ederim. Önümüzdeki ayın öyküsü hazır gibi. Umarım onu da beğenirsiniz

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *