Öykü

Ejderha Olmak İsteyen Çocuk

Magnon 12 yaşındaydı ve bir ejderha olmak istiyordu. Babası gibi bir çiftçi değil, amcası gibi bir hekim değil, köyün en yaşlısı gibi bir şaman değil; uçan, yüreklere korku salan, ağzından ateşler çıkaran ve köylerinin Kana’ları olan Gladro ve Gladra gibi bir ejderha olmak istiyordu. Ne var ki bir ejderha olamayacağını biliyordu. Çünkü o bir çocuktu. Üstelik bir gözü görmeyen bir çocuktu. Köyün şamanına göre sadece bir kahraman olarak ölenlerin ruhu göğe yükselip bir ejderhanın bedeninde yeniden hayat bulabilirdi. Kendisi ise nasıl kahraman olabilirdi ki? Üstelik son savaşın üzerinden yüzlerce mevsim geçmişti. Artık kimse savaşmıyor, kimse kahramanca şeyler yapmıyordu.

Kana kadim ortak dilde koruyucu anlamına geliyordu. Her köyün bir ya da iki kana’sı vardı. Kana’lar köyleri trollerden ve orklardan koruyor, karşılığında ise köy halkı onları rahatsız etmiyor, değerli eşyalarını ve hatta altın ve gümüşlerini onlara hediye ediyorlardı. Ejderhalar değerli eşyaları biriktirmeyi severdi. Hazinesi olmayan bir ejderha olamazdı. Gladro ve Gladra yüzlerce mevsimdir Magnon’un köyünü koruyorlardı. Artık oldukça yaşlı ve bir o kadar da güçlülerdi. Bir ejderhaya göre fazla zamanları yoktu artık. Ama hala bir yavruları olmamıştı. Köy halkı bu duruma endişeleniyordu. Onlara göre bu durumun sebebi kendilerini tembelliğe ve rahatlığa alıştıran barıştı. Savaş olmalıydı ve insanlar birer çiftçi, hekim, demirci olarak değil birer kahraman olarak ölmeliydi. Ancak o zaman ruhları bir ejderhada yeniden hayat bulabilirdi.

Magnon’un sol gözü doğuştan kapalıydı. Ne hekim olan amcası ne de köyün şamanı bir çare bulamamışlardı bu duruma. Anne babası bu duruma ne kadar üzülseler de O’na bir şey belli etmemeye çalışıyorlardı. Bir de küçük bir kızkardeşi vardı sadece 4 yaşında olan. Adı Sinara’ydı. Her sabah köyün diğer çocuklarıyla oynamak için evden çıkar güneş batıncaya kadar dönmezdi. Ancak o gün durum farklı olmuştu. Sinara güneş battığı halde eve dönmemişti. Anne babası diğer çocuklara sordular Sinara’yı. Hiçbiri Sinara’nın nerde olduğunu bilmiyordu. En son ise ormanlık alana doğru giderken görmüşlerdi. Dört yaşındaki bir çocuk için ormanda bir gece geçirmek trollere ve orklara yem olmak demekti. Üstelik mevsim kıştı ve geceleri oldukça soğuk oluyordu. Köyün erkekleri ve kadınları gruplar halinde ormana dağıldılar Sinara’yı aramak için. Ellerinde meşaleler ormanın dört bir yanına dağıldılar. Magnon ise evinde endişe içerisinde bekliyordu. Kardeşini bulabilecekler miydi acaba? Ya bulamazlarsa? Ne yapacaktı biricik kardeşi olmadan? Daha fazla bekleyemezdi. Dondurucu soğuğa ve çöken karanlığa aldırmadan tek başına kardeşini aramak için ormana doğru yol aldı. İçinde büyük bir korku vardı ama kardeşi için bu korkuyu göze almalıydı. Derin bir nefes aldı ve elinde bir meşale ile karanlık ve soğuk ormana daldı.

Güneş doğmak üzereydi. Kadınlar ve erkekler ormanın derinliklerinde Sinara’yı aramaya devam ediyorlardı. Bir orka veya trolle rastlamamış olmaları büyük şanstı. Derken erkeklerden birinin bağırtısını işittiler. “Bulduk! Bulduk! ”. Sesi duyanlar o yöne doğru koşmaya başladılar. Magnon’un anne babası da o yöne doğru koşmaya başlamışlardı. Dev gibi bir ağacın yanında 4-5 kişilik bir grup toplanmış, Sinara ise içlerinden birinin kucağındaydı bir örtüye sarılı vaziyette. Ağlamıyordu. Boş gözlerle etrafına bakınıyor, sanki birini ya da birşeyi arıyordu. Anne babası gelince ağlayarak kucaklarına aldılar kızlarını. Ağlıyorlardı ama kızlarını buldukları için oldukça mutluydular. Ama kendilerinden başka kimse de sevinç belirtileri yoktu. Neden ki?

Köyün demircisi dev gibi bir ağacın dibinde bulmuştu Magnon’u. Ağacın dev kökleri toprak dışına çıkmış, aralarında boşluklar oluşmuştu. Kardeşini bulan ama dönüş yolunu bulamayan Magnon geceyi köklerin arasında geçirmeye karar vermişti. Küçük kardeşini köklerin arasına yerleştirmişti. Çok geçmeden uykuya dalmıştı Sinara ama tir tir titriyordu soğuktan dolayı. Üzerindeki tüm kıyafetleri çıkarrıp kardeşinin üzerine örtmüştü Magnon. Sonrada kendisini kardeşine örtü yapmıştı. Hava buz gibi soğuktu. O’nun tek düşündüğü ise kardeşiydi. Köyün demircisi bulmuştu kardeşleri. Magnon’un çıplak bedeni buz tutmuştu. Zorla ayırdılar Magnon’un bedenini sımsıkı kavradığı Sinara’dan. Kardeşini hayatta tutmuş, kendisini feda etmişti.

Magnon’un donmuş bedeni köyün meydanına getirildi. Ağıtlar yakıldı, saçlar yolundu, gözyaşları akıtıldı. Magnon’un bedeni gömülmedi toprağa. Savaşta ölen kahramanlar gibi kuru dalların üzerinde yakıldı bedeni. Dumanlarla beraber ruhu göğe yükselecekti böylece.Kim bilir belki de bir ejderhada yeniden hayat bulacaktı..?

Aradan mevsimler geçti. Sinara artık 6 yaşındaydı ve oldukça sağlıklıydı. Köye ise bir coşku ve sevinç gelmişti. Çünkü Gladra yumurtlamıştı ve çok yakında yumurtadan çıkacaktı yavru ejderha. Köy gelecekte de korumasız kalmayacaktı. Yavru ejderha yumurtadan çıktığında bahar yeni gelmişti. Anne babası sevinç ve gururla karşıladılar yavrularını. Ama bir gariplik vardı. Tek gözü görmüyordu yavru ejderhanın. Sol gözü kapalıydı. Ama bu O’nun büyüyüp Bir Kana olmasına engel teşkil etmeyecekti. O’nun sol gözünün kapalı olduğunu farkeden köylüler ise yeni Kana’larına koyacakları ismi biliyorlardı. Magnon olacaktı yeni Kana’larının ismi ve yüzlerce mevsim boyunca köylerinin üstünde uçacaktı.

Ejderha Olmak İsteyen Çocuk” için 13 Yorum Var

  1. En son sözü en başta söyleyeyim. Gıptayla okudum.
    Biraz daha stilize edilerek mükemmel bir yeni masal olarak çocuklara okutulmalı.

    1. Çok teşekkür ederim yorumunuz için. İlk öykülerimden biriydi. İlerde daha iyi olacağımı umuyorum.

  2. Çok teşekkür ederim yorumunuz için. İlk öykülerimden biriydi bu. İlerde daha iyilerini yazmayı umuyorum.

  3. Kahraman olmak için büyük savaşlara gerek yok, yeterince büyük yürekler yeterli! Sonraki öykülerinizi merakla bekliyorum. Önümüzdeki seçkide buluşmak dileğiyle 🙂

  4. Ejderhalara her zaman ilgi duymuşumdur ama onları her zaman çok sert, duygusuz ve ulaşılmaz yaratıklar olarak hayal ederdim. Bu kadar duygu yüklü bir metinde onları görmek beni şaşırttı.
    Devam etmeni temenni ederim.

  5. Görmeyen göz ayrıntısı çok iyi düşünülmüş ve öykünün iskeletini ayakta tutan unsur olmuş. Kahramanlık ve fedakarlık üzerine güzel bir öykü, hüzünlü ve insanın içini ısıtan bir masal tadında. Emeğinize sağlık. 🙂

  6. Üslubunuz akıcı. Birkaç yeri noktayı virgül ile değiştirirseniz, yani sıralı cümle kullanırsanız, daha iyi bir uyum sağlayabilirsiniz.

    Daha fazla paragraf başı olmalıydı. Mesela üçüncü paragrafı ele alalım. İlk 3 cümle Mangon’u anlatıyor. Ardından paragraf başı gelmeliydi.

    “Ne hekim olan amcası ne de köyün şamanı bir çare bulamamışlardı bu duruma.” yerine “Ne hekim olan amcası ne de köyün şamanı bir çare bulabilmişti bu duruma.” olmalıydı.

    Her sabah köyün diğer çocuklarıyla oynamak için evden çıkar güneş batıncaya kadar dönmezdi. Ancak o gün durum farklı olmuştu. Sinara güneş battığı halde eve dönmemişti.
    Son kelime “dönmemişti” 2 cümle önce de kullanılmıştı (güneş batıncaya kadar dönmezdi.) Bu gibi noktalarda farklı kelimeler kullanmakta fayda var, üslubunuza yakışan budur. Mesela “…halde eve gelmemişti.” diyebilirsiniz.

    Öykünüz güzel, dokunaklı. Üslubunuz yeni başlayan birisi için (öyle belirtmişsiniz) fazlasıyla akıcı. Sektirmeden her ay yazın.

    Elinize sağlık.

    1. Teşekkür ederim eleştirileriniz için. Şimdi tekrar okuyunca bahsettiğiniz yerler bana da uyumsuz geldi. En azından daha iyi olabilirmiş.
      Evet öykü yazmaya yeni başladım. Bu benim üçüncü öykümdü. Daha fazla yazmaya ve okumaya çalışıyorum. Sizin de elinize sağlık.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *